Tüp Bebek Aşamaları – 6 – Embryo Transferi

Tüp Bebek Aşamaları – 6 – Embryo Transferi

Elde edilen döllenmiş yumurtalara embriyo denir. Embriyolar iki hücreli aşamadan çok hücreli blastokist aşamasına kadar herhangi bir dönemde transfer edilebilir. En sık tercih edilen transfer zamanı 4 – 8 hücreli aşamadır. Embriyolar bu aşamaya genellikle 2. ya da 3. günde ulaşırlar. Embriyo transferi 2. – 6. günler arasında yapılabilir.

Yardımcı üreme tekniklerinde transfer edilen embriyo sayısıyla klinik gebelik oranları arasında direkt bir ilişki mevcut. En iyi klinik sonuçlar 2 – 4 embriyonun transfer edilmesiyle alınır. İkiden fazla sayıda embriyo transfer edildiğinde çoğul gebelik oranları oldukça yükselir. Ancak bu risk artan kadın yaşıyla birlikte azalır. Çoğul gebeliklerin komplikasyon oranlarının yüksek olması ve erken doğum gibi nedenlerle maliyetin artması nedeniyle pek çok ülkede transfer edilen embriyo sayısı kısıtlandı. İkiden fazla sayıda embriyo ancak 37 yaşından büyük ve daha önceki IVF/ICSI denemelerinin başarısız olduğu hastalarda yapılır. Hatta bazı çalışmacılar 35 yaşından genç her hastada sadece 1 tane blastokist transfer edilmesini önerir

Transfer nasıl yapılır?

Embriyo transferi yapılırken hasta jinekolojik muayene pozisyonunda yatırılır. Vajinaya spekulum takılır. Sonra steril serum fizyolojikle temizlik yapılır. Ardından özel kültür sıvılarıyla rahim ağzı temizlenir. Embriyolog transfer edilecek embriyoları katater içinde laboratuvardan getirir. İşlemi yapacak olan hekim karından yapılan ultrason eşliğinde embriyoları rahim içine bırakır. Embriyo transferi işlemi ağrılı bir işlem değildir ve anestezi gerektirmez.

İşlem sonrası endometriumu (rahim içini döşeyen doku) desteklemek için hastaya enjeksiyon, fitil ya da krem şeklinde hormon ilaçları verilir. Luteal faz desteği adı verilen bu tedavi eğer gebelik oluşursa 10. haftaya kadar devam eder. Gebelik oluşmayıp adet kanamasının olduğu durumlardaysa kanamanın başlamasıyla birlikte tedavi kesilir. Embriyo transferi sonrası 12. günde hasta gebelik testi için çağırılır.

 
Mikroenjeksiyon (ICSI) nedir?

Mikroenjeksiyon (ICSI) nedir?

Erkek kısırlığında bir devrim sayılan mikroenjeksiyonla sperm sayısı ve hareketliliği az olan veya spermlerinde şekil bozukluğu olan erkeklerde çocuk sahibi olabiliyor.

Yardımcı üreme uygulamalarında, sperm hücrelerinin herhangi bir nedenle kadın yumurtasına erişemediği veya yumurta zarını aşamadığı erkek kısırlığı durumlarında, yeni bir tüp bebek yöntemi olan mikroenjeksiyon tekniği kullanılıyor.

Mikroenjeksiyon tekniği ortaya çıkmadan önce, şiddetli erkek kısırlığı durumlarında kullanılan ilaç tedavilerinin ve varikosel ameliyatlarının ne kadar etkili olduğu hiçbir zaman tam olarak açıklanamadı. Günümüzde uzmanlar bu tedavilerin şiddetli erkek kısırlığı olarak nitelenen durumlarda yeri olmadığını ve artık kullanılmaması gerektiğini ifade ederler.

Bu durumlarda uygulanan mikroenjeksiyon tekniği mağdur erkeklerin kaderini açık bir şekilde değiştirdi. İlk kez bu durumların tedavisi hücre düzeyinde yapılıyor. Tek bir sperm hücresi kadından elde edilen yumurtanın içerisine saç kılından daha ince bir iğne yardımıyla mikroskop altında enjekte ediliyor ve döllenme sağlanıyor.

Kimlere uygulanabilir?
Bu teknik esas olarak üç değişik kategorideki bozukluğa hitap eder. Bunlar sperm sayısının ya da hareketliliğinin eksik olduğu durumlar. Ayrıca sperm şekillerinin (morfoloji) bozuk olduğu durumlardır. Mikroenjeksiyon uygulamalarında döllenme oranı, sperm oranı ile ilişkili değildir. Menide birkaç tane sperm hücresi bulunduğu durumlarda dahi döllenme oranı değişmez (% 70 – 80). Bu teknik ile birkaç sperm hücresi ile dahi gebelik elde edilebiliyor. Sperm hücrelerinin hareketliliğinin yetersiz olduğu durumlardaysa bu teknikle spermlerin yumurta zarını aşmaktaki zorluğuna çare bulunabiliyor.

Sperm şekillerinin bozuk olmasının bir kısırlık nedeni olduğu, bu durumlarda yapılan tüp bebek uygulamalarında dahi döllenmenin olmadığı veya döllenme oranının çok düşük olduğu uzun yıllardır biliniyor. Mikroenjeksiyon tekniği uygulamalarında sperm şekilleri döllenme ve gebelik oranları üzerinde olumsuz etki göstermez. Yumurta bir tüp (pipet) yardımıyla emilerek sabitleştiriliyor. Sperm ince cam iğne ile yumurta içine enjekte ediliyor. İki gün sonra döllenmiş yumurta (embriyo) rahim içine yerleştiriliyor

Mikroenjeksiyon Laboratuvarı
Mikroenjeksiyon Laboratuarı

 
Natürel Siklusta ICSI Uygulaması

Natürel Siklusta ICSI Uygulaması

Yaklaşık on yılı aşkın süredir ülkemizde yardımcı üreme teknikleri sayesinde binlerce kısır çiftin çocuk sahibi olma rüyası gerçekleşti. Kısırlığa yaklaşım belirli standart kuralları içerisinde sürdürülürken aynı zamanda daha başarılı, daha kolay ve daha az maliyetli yöntemlerin arayışı da sürüyor. Bunlardan biri de ilaçsız tüp bebek.

Yumurtalıkların uyarılması amacıyla kullanılan ilaçların yüksek maliyeti, hasta ve hekim açısından büyük bir sorun teşkil ediyor. Yardımcı üreme tekniklerini gerçekleştiren hekim önemli bir ikilem ile karşı karşıya kalıyor. Hekim, rahim içerisine transfer edeceği embriyo sayısını arttırdıkça gebelik oranını da, çoğul gebelik riskini de arttırdığının bilincindedir. Yumurtalıkların ilaçlarla uyarılması; çok sayıda folikül (yumurtalıkta yumurtayı içeren kesecik) gelişimi, dolayısıyla çok sayıda yumurta ve embriyo imkanı getiriyor. Embriyoların laboratuvarda uzun süreli kültüre (besi ortamı) edilmesi sayesinde, embriyo seçimi ve yüksek gebelik şansı elde edilebiliyor. Son yıllarda ardışık kültür ortamlarının da geliştirilmesiyle ülkemizde de yoğun şekilde blastosist (5. gün) transferlerinin gerçekleştirildiğini görüyoruz. Blastosist (8 hücreden fazla sayıda hücre içeren embriyoya verilen isim) transferi, transfer edilen embriyo sayısının kısıtlanmasını, dolayısıyla da çoğul gebelik riskinin azaltılması imkanını tanıyor. Dünyada artık yumurtalıkların uyarılması protokollerinin yumuşatıldığı, daha az uyarıcı ile daha az oosit (yumurta) oluşturulmasını tercih edildiği görülüyor. Laboratuvar kültür ortamlarındaki gelişmeler, daha az sayıdaki yumurtanın veya embriyonun daha verimli kullanılmasına imkan tanıyor. Artık tedavilerde, tek veya iki blastosist transferiyle benzer gebelik oranlarının elde edilebildiği ve çoğul gebelik oranının en alt düzeye indirilebildiği görülüyor. Bu durum basitleştirilmiş tüp bebek (friendly IVF veya simplified ART) olarak da adlandırılan bir yaklaşımı ortaya çıkarıyor. Daha az ilaç uyarısıyla veya hiç uyarı yapılmadan yumurta eldesi ve blastosist transferi hedefleniyor.

Ülkemizin şartları çiftlere, yardımcı üreme tekniklerinde tek bir uygulamada, çoğul gebelik riskinden de koruyarak, en yüksek şansı sunma zorunluluğu getiriyor. Tedavinin tüm masraflarının çiftler tarafından karşılanması, tedavi masrafına ithal ilaçların yüksek maliyetinin de eklenmesi nedeniyle, faydasız ilaçların gereksiz dozlarda kullanımından kaçınılmalı. Alt yapı ve tecrübe eksiklikleri tamamlanmadan hasta tedavisine başlanmamalı. Günümüz tekniklerinin yeterli başarıyı sağlayamadığı önemli bir grup, yumurtalıkların uyarılması uygulamalarına kötü yanıt veren hastalardır. Bu grupta uygulanan ilaç protokolleri çoğunlukla az sayıda ve kötü kalitede yumurta eldesi ile sonuçlanıyor. Embriyo transferi yapılabilen olgularda gebelik oranı ise oldukça düşük kalıyor.

Natürel siklusta gelişen tek yumurtanın kullanımı

Düzenli adet gören kötü yanıtlı bir olguda, zaten her ay bir follikül geliştiği düşünüldüğünde, ilaç uyarısı sonucunda yine bir veya iki yumurta elde edilmesi, yüksek doz ilaç uygulamasının bir anlam taşımadığını gösteriyor. Böyle olgularda hiçbir uyarıya gerek duyulmadan, kendiliğinden seçilen ve gelişen follikülün takip edilmesi ve follikül aspirasyonu (vakumla emilmesi) ile elde edilen yumurtanın ICSI (mikroenjeksiyon) ile değerlendirilmesi natürel siklusta ICSI olarak adlandırılıyor.

Natürel siklusta ICSI uygulamasında, yumurta gelişimi ultrasonografi ve gerektiğinde kan östrojen seviyesi ile takip ediliyor. Hiç bir ilaç uyarısı olmadığından her ay tek bir yumurta gelişimi bekleniyor. Bazen iki yumurtanın bir arada büyüdüğü görülebiliyor. İlaç kullanımı olmaması nedeniyle yumurtanın büyümesi ve çatlaması tamamen vücudun kendi hormonlarının kontrolü altındadır. Bu durum tedaviyi klasik tüp bebek uygulamalarından farklı kılıyor. Klasik bir tüp bebek tedavisinde öncelikle gonadototropin salgılatıcı hormon analoğu adı verilen ilaçların yardımı ile vücudun kendi hormonları baskılanıyor. Bu şekilde yumurta gelişimi tamamen dışarıdan verilen ilaçlarla kontrol edilebilir hale geliyor. FSH ve HMG hormonları içeren ilaçların yardımıyla yumurta gelişimi uyarılıyor. İlaç dozu arttırıldıkça birden fazla yumurta gelişimi imkanı doğuyor. Ancak yumurtalıkların rezervi azaldıkça, çok sayıda yumurta gelişimini sağlamak için ihtiyaç duyulacak ilaç miktarı artıyor. Bazı olgularda çok yüksek miktarda ilaç kullanımına rağmen ancak bir veya iki yumurta elde edilebiliyor.

Natürel siklusta hormonların etkisi

Natürel siklus tedavisinde yumurtalıkları baskılayıcı ön hazırlık ilacı kullanılmadığı için yumurta gelişimini vücudun kendi hormonlarının kontrolündedir. Yani vücut kendi FSH hormonu uyarısıyla yumurta gelişimini sağlıyor. Ancak natürel siklus uygulamasındaki asıl risk burada karşımıza çıkıyor. Yumurtanın çatlamasını sağlayacak olan LH hormonu da baskılanmamış durumdadır. Bu nedenle LH hormonu kendiliğinden yükselip yumurtanın erken dönemde çatlamasına neden olabiliyor.

Şekil 1. Normal yumurta gelişimi; yumurtayı barındıran follikül (sıvı kesesi) belirli bir seviyeye kadar büyüdükten sonra çatlar ve yumurta dışarı atılarak tüp içerisine geçer. Çatlayan yumurtadan geriye kalan follikül içerisine sarı renkli bir sıvı salgılanır ve bu yapı korpus luteum (sarı cisim) olarak adlandırılır.

Yumurta toplama işleminin gerçekleştirilebilmesi ve sağlıklı kullanılabilir bir yumurtanın elde edilebilmesi için, yumurtanın belirli bir olgunluk seviyesine ulaşmış olması, ancak çatlamamış olması gerekiyor. Klasik tüp bebek tedavilerinde yumurtanın son olgunluğuna kavuşması, hCG hormonu içeren ilaçların enjeksiyonuyla sağlanıyor. Bu ilacın yapılmasını takiben 30 – 36 saat içerisinde yumurtalar son olgunluklarına kavuşurlar. Ancak ilaçtan 40 – 44 saat sonra yumurtalar çatlıyor. Dolayısıyla yumurta toplama işlemi yaklaşık 36. saatte gerçekleştirilmeli.

Natürel siklusta ise yumurta belirli bir büyüklüğe ulaştığında LH hormonu seviyesi yükselerek yumurtanın son olgunluğuna ulaşmasını ve çatlamasını sağlıyor. Ancak LH hormonunun ne zaman yükseldiği çok iyi takip edilmeli. hCG ilacı ile sağlanan programdan farklı olarak, natürel siklusta LH hormonu yükselip en üst seviyesine ulaştıktan 24 saat sonra yumurta çatlıyor. Bu nedenle eğer LH hormonu takip edilmezse yumurta çatlayacağından, toplama işlemi ile yumurta elde etmek imkanı olmaz.

İdeal bir takipte, yumurta yaklaşık 17 mm boyutuna ulaştıktan sonra, LH hormonu yükselmeden hCG ilacı verilerek yumurta toplama işlemi programlanabilir. Eğer LH hormonu daha önce kendiliğinden yükselirse, bu durumda hormonun en üst seviyeye ne zaman ulaştığı belirlenerek 24 saat dolmadan yumurta toplama işlemi gerçekleştirilmeli. Eğer yumurta toplama işlemi erken yapılırsa olgun olmayan bir yumurta elde edilecek ve tedavide başarı şansı belirgin derecede azalır. Aksine, eğer toplama işlemi için gecikilirse yumurta çatlamış olacak (Şekil 2).

Ovulasyon

Şekil 2. Kan LH seviyesinde artış ile yumurta toplama işlemi (OPU) veya yumurtanın çatlaması arasındaki ilişki

Natürel siklusta gebelik şansı

Natürel siklusta ICSI uygulamalarında gebelik şansı belirli bir seviyede kalıyor. Bunun nedeni tek yumurtayla sürdürülen bir tedavide bazı risklerle karşılaşılması. Normal şartlarda vücut içerisinde gerçekleşen hadiselerin laboratuvar şartlarında taklit edilmesi kolay olmaz.

Normal şartlarda, çocuk sahibi olmak isteyen 100 çiftten her ay ancak yirmisinin gebelik elde edebildiğini biliniyor. Diğer bir deyişle her ay normal gebelik şansının %20 olduğu kabul ediliyor. Natürel siklusta ICSI uygulaması ile bu başarı şansının üstüne çıkmak mümkün olmaz. Bu güne kadar elde ettiğimiz tecrübemiz de bunu yansıtır. Natürel siklusta ICSI uygulamalarında gebelik şansının %10 seviyesinde olduğunu görürüz. Ancak bu oran, embriyo transferi yapılan hastalar için elde edilen gebelik oranıdır. Tedavinin başlangıcından itibaren pek çok basamağı başarıyla atlayarak embriyo transferine ulaşılıyor.

Toplam 100 çift için natürel siklusta ICSI tedavisi planlandığında tedavi basamaklarının nasıl ilerlediğini görecek olursak (Şekil 3):

siklusta gebeliüe kadar aşılması gereken basamaklar

İlk fire veren grup, düzenli yumurta gelişminin olmadığı hasta grubu. Özellikle erken yaşta yumurtalık rezervinin çok ciddi oranda azaldığı ve menopoz öncesi bulguların başladığı hastalarda, her ay düzenli yumurta gelişimi olmaz. Takip edilen süre boyunca ya hiç yumurta gelişmi izlenmez veya yumurta çok geç ve uzun sürede büyüyor. Bu grup tüm hastaların yaklaşık %15’ini kapsıyor.

Tedavide daha önce bahsedilen diğer risk vücudun kendi hormonlarının erken dönemde yükselerek yumurtayı çatlamaya sevketmesi, yani prematür LH yükselmesi olarak adlandırdığımız durumdur. Yumurta eğer 17 mm boyutuna ulaşmadan LH hormonu yükselir ise sağlıklı bir yumurta elde etmek mümkün olmaz. Bu nedenle çok erken dönemde LH hormonunun yükseldiği saptanırsa tedavi iptal ediliyor. Prematür LH yükselmesi tüm hasta grubunun yaklaşık %15’inde karşılaştığımız bir problem.

Tedavide ideal beklentimiz yumurta boyutunun en az 17 mm’ye ulaşması ve LH hormonu kendiliğinden yükselmeden çatlatma iğnesi vererek hormonal sistemini kendi kontrolümüz altında tutmak. Bu durumda çatlatma iğnesinden yaklaşık 33 – 36 saat sonra yumurta toplama işlemi gerçekleştirilir. Ancak eğer yumurta yeterli büyüklüğe ulaştığında çatlatma iğnesi verilmeden önce LH hormonu kendiliğinden yükselmeye başlarsa, program yapmak mümkün olmaz. Böyle bir durumda LH hormonunun yükselme grafiği belirlenerek yumurta toplama işlemi planlanıyor. Ancak bu durum, yumurtanın çatlamış olması riskini arttırıyor. Ayrıca, LH’nın yükselme grafiği, yumurta toplama işleminin laboratuvar için uygun olmayan saatlere denk geldiğinde de işlemden vazgeçmek gerekebilir.

Bu şekilde 100 hastadan ancak 60’ında yumurta toplama işlemine erişilebiliyor. Bu aşamada a ultrasonografide gözlenen follikülden yumurta elde edilememesi riski söz konusudur. Tek yumurtanın mevcudiyeti, işlemde yumurta elde edilememesi halinde tedavinin iptali anlamına geliyor. Bu aşamada da tüm hastaların %10 kadar bir kısmı tedavi dışında kalıyor.


Şekil 4. Natürel siklusta gelişen tek follikülün ultrasonografik görünümü

Yumurta toplama işleminde ultrasonografide gözlenen follikül içerisine yani yumurtayı barındıran sıvı dolu keseye ince bir iğne ile girilerek follikül içeriği aspire ediliyor. Elde edilen sıvı, eş zamanlı olarak laboratuvarda mikroskop altında incelenerek içerisinde yumurta mevcut olup olmadığı değerlendiriliyor. Eğer yumurta gözlenmezse, follikül içi özel sıvılar ile tekrar tekrar yıkanarak yumurta elde etmeye çalışılıyor. Bazen follikül büyüdüğü halde barındırdığı yumurta belirli bir safhada gelişimini durduruyor. Bu durumda yumurta elde etmek mümkün olmaz. Özellikle 40 yaş ve üzeri hastalarda folliküllerden yumurta elde edilememesinde en önemli faktör, ‘programlı hücre ölümü’ (apoptozis) nedeniyle gelişimini durdurması.

Olgun bir yumurta elde edildiğinde mikroenjeksiyon işlemi gerçekleştiriliyor. Yumurtanın döllenmemesi veya döllenen embriyonun gelişimin belirli bir evresinde duraklaması riskleri mevcut. Yumurta sağlıklı bir şekilde döllendiğinde ve embriyo gelişimini sürdürdüğünde, 3 veya 5 gün içerisinde embriyo rahim içerisine transfer ediliyor.


Şekil 5. Natürel siklusta gelişen tek yumurtanın (a) ilaçların uyarısı ile elde edilen yumurtalara (b) göre daha kaliteli olduğu gözlenir.

Sonuç olarak tedaviye başlayan 100 hastadan ancak 40’ında embriyo transferi gerçekleştirilebiliyor. Embriyo transferi uygulanan hastalarda gebelik oranı %10 olarak gözlemniyor. Bu durumda bir çift natürel siklusta ICSI tedavisine başladığında kendilerine tedavinin embriyo transferi aşamasına ulaşma oranının %40, gebelik şansının ise tedavi başlangıcında yaklaşık %4, embriyo transferi aşamasında ise %10 oranında olduğu bilgisi veriyor.


Şekil 6. Natürel siklus sonucu elde edilen gebeliğin ilk ultrasonografik incelemesi

Tedaviye kabul edilen bir çiftte kadın yaşı 38 ve üzerinde ise embriyonun rahim içerisine transfer edilmeden önce genetik olarak incelenmesi ve normal genetik yapıya sahip olduğu gözlenir ise transfer edilmesi öneriliyor. Aşağıda natürel siklusta ICSI uygulaması ile elde edilen ilginç bir tecrübe sunuluyor.

Olgu Sunumu

Sunulan olgu, erkek faktör infertilitesi nedeniyle kliniğimize başvuran bir çift. Erkeğin 7 yıl süren ilk evliliğinden çocuğunun olmadığı biliniyor. Erkek faktör infertilitesi ilk evlilikte tanımlanmış ancak yardımcı üreme tekniklerine başvurulmadı. Bu evlilik 4.5 yıl önce gerçekledi. Kadının 42, erkeğin ise 44 yaşında olduğu öğrenildi. Erkeğin semen analizinde tüm değerlerin normal sınırlarda olduğu gözlendi.

Kadının değerlendirilmesinde bazal FSH değerinin 14.3 miu/ml, estradiol değerinin ise 38 pg/ml olduğu görülüyor. Kadına ait diğer hormonal ve mikrobik testler normal olarak saptandı. Kadının 28 – 30 günde bir 6 – 8 gün süren adet kanamaları olduğu öğrenildi. Ultrasonografide rahim ve rahim içzar yapısı normal olarak değerlendirildi, her iki yumurtalık rezervinin düşük olduğu gözlendi. Ultrasonografi ile yumurtalık rezervinin düşük olması ve FSH değerinin yüksekliği nedeniyle çift standart ilaç uyarısı programına kabul edilmedi. Natürel siklusta ICSI alternatifinin değerlendirilmesi önerildi.

Tedavi talebinde bulunan çift, ilk olarak adet kanamasının 2. günü değerlendirmeye alındı. Ardından 7., 9. ve 10. günlerde ultrasonografi, estradiol ve LH düzeyleri takip edildi. Geceleri de üriner LH stick testi ile (Clear-plan) LH seviyesi açısından sürdürülen takip 11. gün ultrasonografide 18 mm’lik follikülün gözlenmesine dek sürdürüldü ve 10.000 IU hCG ile ovulasyon tetiklendi. hCG enjeksiyonundan 36 saat sonra yapılan yumurta toplama işleminde sağ overde yer alan follikülden bir adet yumurta elde edildi.

Sağlıklı bir şekilde döllenen yumurtadan gelişen embriyonun üçüncü günde 8 hücre yapısına sahip olduğu izlendi (Şekil 7).


Şekil 7. Çifte ait embriyonun 3. günde sergilediği görünüm

Çift embriyonun genetik olarak incelenmesi önerisini kabul etmedi. Dördüncü günde morula aşamasına ulaşan ve grade-I olarak değerlendirilen embriyoya laser ile assisted hatcing uygulandı. Tek embriyo transferi gerçekleştirildi ve progesteron (600 mg/gün, vajinal) ile ilaç desteği sağlandı. Transferden 12 gün sonra b-hCG 194 ıu/ml olarak saptandı, iki gün sonra değerin 380 iu/ml’e yükseldiği gözlendi.

İlk ultrasonografi son adet tarihine göre 7. haftada gerçekleştirilmiş ve tek yumurta ikizi saptandı.


Şekil 8. Ultrasonografide tek yumurta ikizi gözleniyor

Gebeliğin 8. haftasında vajinal kanama gözlenmiş ve hasta yatak istirahatine alındı. En son 9 hafta 2 günlük ultrasonografide her iki bebekte kalp atımları izlendi. Ancak gebeliğin 9 hafta 5 günlük olarak izlendiği gün her iki bebekte kalp atımlarının kaybolduğunu gözlenmesi üzerine gebelik sonlandırıldı. Materyal genetik incelemeye gönderildi. Genetik inceleme sonucunda tek yumurta ikizi gebeliğin trizomi 21 (Down sendromu: 47 XX+21) genetik yapısına sahip bir embriyodan kaynaklandığı gözlendi.

Hasta örneğinde görüldüğü üzere dünyada bildirilen ilk ve tek natürel siklusta ICSI sonrası monokorionik ikiz gebelik, genetik anomali sebebiyle kaybedildi. Çift preimplantasyon genetik inceleme önerisini kabul etse ve bu embriyo gelişiminin 3. gününde genetik olarak incelenmiş olsa, rahim içerisine transfer edilmeyecek ve sağlıksız gebeliğin oluşumu daha baştan engellenebilecekti. Bu nedenle tek yumurta veya tek embriyo dahi olsa ileri yaştaki kadınlarda gerçekleştirilen tedavilerde genetik inceleme son derece büyük bir önem taşıyor.

Natürel siklusta ICSI uygulamasının avantaj ve dezavantajları

Sonuç olarak, natürel siklusta ICSI uygulaması kısıtlı başarı şansına karşın, tedavi şansını sürdürmek isteyen çiftler için kolay ve daha az masraflı bir tedavi alternatifidir. İlaç kullanılmaması ve her ay kendiliğinden seçilerek büyüyen yumurtanın takip edilmesi, daha iyi kalitede bir yumurta elde edilmesini sağlıyor. Aynı sebeplerle tedavi daha pratik ve daha az zahmetli bir hal kazanıyor. Tedavinin en büyük dezavantajı, tek yumurtanın elde edilmesi süresince karşılaşılan riskler ve tek embriyonun rahim içerisine tutunma şansının kısıtlılığı nedeniyle başarı şansının düşük olması. İleri yaş kadınlarda tek yumurta ve tek embriyo elde edilse dahi genetik inceleme büyük önem taşıyor. Natürel siklus uygulaması alternatifi, yumurtalık rezervi düşük olan hastalarda mutlaka değerlendirilmeli.

 
Post Koital Test

Post Koital Test

Sayısız kısırlık nedenlerinden biri de kadının rahim ağzında oluşan salgının erkeğin spermine hareket kabiliyeti sağlayamadığı durumdur. Buna servikal faktör denir ve durumu değerlendirmek için Post Koital Test (PCT) yapılır.

Rahim ağzında oluşan salgı ile sperm arasındaki ilişkinin uygunsuz olması bir kısırlık nedendir. Normalde rahim ağzı (serviks) salgısı spermlerin rahim içerisine ilerlemesi için uygun bir ortam hazırlar. Bu ortamın bozuk olduğu durumlarda spermler hareket kabiliyetlerini ve bazen canlılıklarını yitirebilirler. Buna servikal faktör adı verilir. Servikal faktörü değerlendirmek için de Post Koital Test (PCT) yapılır.

Post Koital Test (PCT) nedir ?
PCT cinsel ilişkiden sonra vajinadan alınan salgıların mikroskop altında incelenmesi ve spermlerin durumunun değerlendirilmesidir. Hızlı, ağrısız ve ucuz bir test olup servikal faktör hakkında bilgi sağlar.

Ne zaman yapılır?
Geçmişte kısırlık (infertilite) araştırmasında ilk başta yapılan testlerden biri PCT idi. Yumurtlamadan (ovülasyondan) 1 – 2 gün önce ya da sonra yapılır. Yumurtlama (ovülasyon) zamanının tespiti için vücut sıcaklığı ya da ultrason takibi yapılabilir. Bunların yapılmadığı durumlarda siklusun 12 – 16 günleri arasında herhangi bir zaman uygulanabilir.

Kadın test öncesinde 2 gün süreyle cinsel ilişkide bulunmamalı. Daha sonra ilişkide bulunup 2 – 8 saat sonra doktora gider. İlişki esnasında kayganlaştırıcı ya da başka bir yapay madde kullanılmaması gerekir. İlişki sonrası duş veya banyo yapılmamalı.

İşlem esnasında normal muayenede olduğu gibi kuru bir spekulum (jinekolojik muayene esnasında vajinaya yerleştirilen alet) yerleştirilir. Vajinadan ve rahim ağzından akıntı örneği alınır. Bu örnek lam üzerine yerleştirilir ve mikroskop altında incelenir. İncelemede akıntı içerisindeki sperm varlığı, sayısı ve hareketliliği değerlendirilir.

Bu işlemin modern infertilite yaklaşımında herhangi bir değeri yoktur. Bu nedenle yapılması önerilmez. Post Koital Test ile elde edilen bilgiler tedavi yaklaşımında bir değişikliğe neden olmaz ve her zaman gerçeği yansıtmaz. Post Koital Test’in negatif olması her zaman bir problem olduğu anlamına gelmez.

 
Tüp Bebek Aşamaları – 1 – İlk Görüşme

Tüp Bebek Aşamaları – 1 – İlk Görüşme

Uzun süredir çocuk sahibi olmak istiyorsunuz ancak bugüne kadar doğal yollardan isteğinize kavuşamadınız. Bir uzmana başvuracaksınız ama ilk görüşmede sizi nelerin beklediğini bilmiyorsunuz. İşte tüp bebek tedavisinde birinci aşama sayılan ilk görüşmede yaşanacaklar.

Çiftin doktorla ilk görüşmesi hangi tedavi yöntemine uygun olduklarına karar verme amacını taşır. Görüşme sırasında çiftin öyküsü alınır, önceden yapılmış olan tetkikler değerlendirilir ve kadınla erkek muayene edilir.

Erkeğin değerlendirilmesinin temelini Semen (sperm, meni) Analizi oluşturur. Bu analizin Tüp bebek ünitemizin laboratuvarında yapılması gerekir.

Kadının jinekolojik muayene ve ultrason incelemesi yapıldıktan sonra, Pap Smear (rahim ağzı kanserinin ve kanser öncesi durumların saptanması için yapılan test) testi ve çeşitli bakteriyolojik incelemeler için numuneler alınır.

Adetin üçüncü günü yapılan hormon tetkikleriyle, yumurtalıkların ilaçlara nasıl cevap verecekleri önceden anlaşılmaya çalışılır. Daha önce çekilmemiş ya da çekildiği halde kalitesi yetersizse rahim ve tüplerin görüntülenmesi amacıyla bir rahim – tüp filmi çekilmesi istenebilir.

Her iki eş için AIDS, Sarılık Testi, yalnızca kadınlar için Kızamıkçık Testi ve kan sayımı istenir.

İkinci görüşme: Bunun amacı, ilk görüşmede istenen tetkikler değerlendirilerek, bir tedavi planı çizilmesi ve bunun çiftlerle tartışılmasıdır. Plan yapılıp hangi ilaçların, hangi protokole göre uygulanacağına karar verildikten sonra tedaviye başlanır.

 
Tüp Bebek Aşamaları – 3 – Yumurtalıkların uyarılması

Tüp Bebek Aşamaları – 3 – Yumurtalıkların uyarılması

Hormonların baskılanmasının ardından tüp bebek tedavisinde yumurtalıkların uyarılması aşamasına geçilir. Yumurtalıkların uyarılması daha fazla yumurta üretimini sağlamak.

Yumurtalıkların uyarılmasında amaç mümkün olduğunca fazla sayıda 16 – 20 mm çaplı follikül elde etmek. Takipler esnasında kan östrojen düzeyleri kontrol edilerek ilaç dozu ayarlaması yapılabilir. Hedef 14 mm’den büyük follikül başına 200 pg/mL östrojen düzeyine ulaşmak. Folliküller yeterli büyüklüğe ulaştığında son olgunlaşmayı sağlamak için 5.000 – 10.000 ünite human chorionic gonadotropin (hCG) enjeksiyonu yapılır. Tedavinin süresi değişken olmakla birlikte kendi kliniğimizde ortalama 11 gündür. Çatlatma iğnesinden 32 – 36 saat sonra yumurta toplama işlemi yapılır.

Tüm protokollerde (tüp bebek işlemlerinde) adet kanamasının 2. ya da 3. gününde temel ultrason incelemesi ve kanda östrojen tayini (testi) yapılır. Böylece kullanılacak ilaç dozuna karar verilir. Uyarı tedavisi başladıktan sonra hasta belirli aralıklarla kontrole çağırılır. Bu kontrollerde vajinal ultrasonografi yapılarak gelişen folliküllerin sayısı ve büyüklüğü kontrol edilir. Zaman zaman yumurtalıkların durumuna göre kanda östrojen incelemesine gerek duyulabilir.

Ultrason takipleri sırasında değerlendirilen bir diğer faktör de rahimin içini döşeyen ve endometrium adı verilen tabakanın yapısı ve kalınlığı. Gebelik oluştuğunda embriyo endometriuma yerleşeceğinden yapısı son derece önemlidir. HCG hoırmonunun verileceği günde endometrium 6 mm veya daha ince olduğunda gebelik şansı azalır. Kendi uygulamalarımızda bu tür hastalardaki klinik gebelik oranı %11.8′dir. Endometrial kalınlığın 14 mm’den fazla olması da olumsuz etki yaratır ve gebelik elde edilse bile düşük olma olasılığı artar.

Ovülasyon indüksiyonunun (yumurtalıkların uyarılmasının) en ciddi komplikasyonu zaman zaman yaşamı tehdit edebilecek boyutlara ulaşabilen Ovarian Hiperstimülasyon Sendromudur (OHSS, yumurtalıkların aşırı uyarılması sendromu). Burada salgılanan hormonların etkisi ve yumurtalıkların verdiği aşırı cevap nedeniyle karın boşluğu başta olmak üzere göğüs boşluğu, cilt altı gibi bölgelerde sıvı toplanır. Ciddi vakaların hastaneye yatması gerekir. Karında toplanan sıvı çok fazla olduğunda iğneyle boşaltılır ve alınan sıvı birtakım işlemlerden geçirildikten sonra hastaya damardan geri verilir. Tedavinin süresi değişkendir. OHSS riski yüksek olan kadınlarda embriyo transferi geciktirilebilir ya da iptal edilebilir. Ovülasyon indüksiyonunun (yumurtalıkların uyarılması) üzerinde en fazla tartışma yaratan konulardan biri uzun dönem yan etkisi olarak kansere neden olup olmadığıdır. Bu sorunun yanıtı ne yazık ki henüz tam olarak bilinmiyor. Ancak bugüne kadar yapılan araştırmalar böyle bir riskin olmadığını gösteriyor.

 
GEBELİK

gebelikGEBELİK (Gestasyon). İnsanda, ortala­ma gebelik süresi 274-280 gündür. Ge­beliğin ilk işaretleri, âdetin kesilmesi, memelerin büyümesi, sabah veya akşam bulantıları ve sık idrar etmektir. Üçüncü ayda meme uçları ve çevrelerindeki renk­li bölge koyulaşır ve 18′inci hafta ci­varında fetus’un hareketleri hissedilir. Üçüncü aydan itibaren gebe rahim, ka­rın duvarından hissedilebilir. Bununla birlikte, bu işaretlerin hiçbiri kesin ge­belik belirtisi değildir ve bir kadının, bütün bu işaretlerin varlığına ve hatta karnının devamlı büyümesine rağmen, gebe olmaması mümkündür. Kesin ge­belik işaretleri, 4-5 ay dolayında çocuk kalp seslerinin duyulması, tecrübeli bir doktorun, vajinal muayenesi ile teşhise götürür. Günümüzde ultrason ve biyolo­jik gebelik testlerinden birinin pozitif so­nuç vermesi teşhis için yeterli sayılmak­tadır.
Gebeliğin, normal bir durum olması­na rağmen, görülmesi olası anormallik­lerin zamanında teşhisi ve kontrol altı­na alınması için, doğum öncesi düzenli aralıklarla gebenin muayenesi gereklidir.İlk muayenede, hastanın öz ve soy geç­mişi hakkında bilgi edinilir, pelvis öl­çüleri ve kan basıncı saptanır, idrar ve kan testleriyle böbreklerin sağlık duru­mu ve kandaki Rh-antikorlarının (bkz. Kan Grupları) varlığı öğrenilir, frengi ve toksoplasmasis olup olmadığı testler­le araştırılır ve kan grubu saptanır. Ge­beye, sağlığı ve beslenmesine ilişkin ge­rekli bilgi verilebildiği gibi, doğumla il­gili doktor ve hastaneyle önceden ilişki kurulur. Bunu izleyen muayenelerde, ge­beliğin normal ilerleyip ilerlemediği belli olur.
Genel sağlık:
Birçok kadın, gebelik süresince bir dur­gunluk, huzur ve mutluluk duygusu için­dedir. Sağlığı da son derece iyi olabilir. Böyle talihli olmayan bazı kadınlar ise kendilerini çaresiz ve keyifsiz hissedebi­lirler. Birçoğu unutkan, beceriksiz, bazen de içlerine kapanık olurlar.
Gebelik değişimlerinden birçoğunun nedeni, gelişmekte olan bebeğin korun­ması, doğuma hazırlanması ve doğduk­tan sonra beslenmesi için kadının vücu­dunda oluşan birtakım gerekli uyarlama­lardır.
Öteki değişimlerse, etkisiz ya da sa­kıncalı tepkiler olarak görünmektedir; sanki beden ve duygular düzenli ve ya­rarlı bir biçimde tepki göstermeyi başa-ramamaktadır. Örneğin, gebeliğin erken dönemlerindeki iştah kaybının, bulantı­nın ve kusmanın anneye ya da bebeğe ne gibi bir yaran olacağını anlayabilmek güçtür; ama bütün gebe kadınların dört­te üçü bu şikâyetlerde bulunduklarına göre, bunların normal sayılması gerek­mektedir. Bu gibi belirtiler genellikle ha­fiftir ve 3-4 ay sonra geçer. Kusma aşı­rı olmadığı ve aşırı kilo kaybıyla birlikte görülmediği sürece, hiçbir zarar vermez ve gelişen embriyonda herhangi bir bo­zukluğa yol açmaz. Embriyon gerekli olan besinini alır; annenin beslenmesin-deki dalgalanmalardan plasenta sayesin­de korunur. Deride renk değişimi Normal olarak koyu renkli olan ya da örneğin, kemer gibi şeylerin basıncı al­tında kalan deri alanlarında koyulaşma belirgin olarak artar. Birçok kadında, karnın orta çizgisi üzerinde dikey bir kahverengi çizgi (linea nigra) belirir. Ba­zen yüz özellikle etkilenir ve koyulaş­manın yüzde bir leke halinde belirgin­leşmesi durumuna da “Gebelik Maskesi” adı verilir. Kuvvetli güneş ışığı bu etki­yi artırabileceği için güneş banyosundan kaçınmak yerinde olur. Deri koyulaşma­sı genellikle doğumdan sonra geçer; ama bazen tamamıyla geçmeyip, kaldığı da görülmektedir.
Gerilme izleri
Gebeliğin ileri aylarında karında, göğüs­lerde ve seyrek olarak kalçalarda birta­kım gerilme izleri belirebilir. Bunlar, de­rideki derin dokuların yüzeysel dokular kadar esneyememesinden ileri gelir. Bu izlerin görülme olasılığı aşırı derecede kilo alan kadınlarda daha fazlaysa da, ince yapılı kadınlarda belirdikleri de gö­rülebilmektedir. Gerilme izleri başlan­gıçta kırmızıdır ve kaşıntı yapabilir. Ge­belikten sonraki birkaç ay içinde bun­lar kaybolur ve yerlerinde belli belirsiz gümüşi bir beyazlık kalır.
Doku yumuşaması
Bütün vücutta lifli bağdokusu yumuşar ve esnekleşir. Pelvis kemiklerini bir ara­da tutan bağlar, bebeğin daha kolay ge­çebilmesi için, biraz gevşer. Vajen ağzı­na yakın pelvis tabanı ile serviks (rahim boynu) dokuları da esnekleşir ve böy­lece doğum sırasında rahim, bebeği at­mak üzere kasıldığı zaman açılması ko­laylaşır. Hormonlar
Plasentanın ürettiği hormonlar, gebelik süresince bedensel işlevlerin, uyarlama­ların ve büyümenin başlıca düzenleyici­leridir. Bunlar âdet süreleri içinde yu­murtalıkların ürettiği östrojen ve pro-jesterona benzer. Yemek
Sağlıklı bir gebelik için dengeli bir rejim gereklidir; ama “iki kişilik yemek” yen­mesi de gerekmez. Enerji sağlanması, or­ganların iyi bir durumda tutulması ve barsakların normal çalışabilmesi için dengeli bir rejimde yeterli miktarlarda protein, karbonhidrat, yağ, vitaminler, mineraller ve kaba maddeler bulunma­lıdır. Anne vücudu fetüsün besin alabi­leceği bir depo gibi olduğundan, bebek yetersiz bir rejimle de gelişebilir; ama annenin sağlığı mutlaka tehlikeye düşer. Halsizlik ve uyuşukluk görülür; kansız­lık, kan zehirlenmesi, erken doğum ve yetersiz süt üretimi gibi yan etkilerin gelişme olasılığı artar ve bunlar da be­beği dolaylı olarak etkileyebilir

 
OVARİAN HİPERSTİMÜLASYON SENDROMU(OHSS)

Yumurtalıklann tedaviye aşın cevap vermesi ve karın boşluğu ile diğer vücut boşluklarında sıvı toplanmasıyla ortaya çıkan bir tablo olup şiddetli durumlarda hastanede yatarak tedavi gerekli olabilir. OHSS açısından riskli oaln kişilerde embryo transferi ertelenip embriyolar dondurulabilir.

 
MIKROENJEKSIYON CICSI

Tüp bebek ve mikroenjeksiyon arasındaki tek fark döllenme şekli olup tüp bebek yönteminde spermler ve yumurtalar biraraya konularak döllenmenin kendiliğinden olması beklenirken mikroenjeksiyon yönteminde her bir yumurtanın içine tek bir sperm mikroskopik kataterler ile enjekte edilir. Hastanın ilaç kullanımı, yumurtaların oluşturulması ve toplanmasına kadar olan aşamalar tüp bebek tedavisi ile aynıdır. Tek fark mikroenjeksion işleminde seçilen tek bir sperm hücresinin yine tek bir yumurtanın içine enjekte edilmesidir. Özellikle son yıllarda çocuk arzu eden birçok ailenin bu yöntem sayesinde umutları gerçekleşmiştir. Az sayıda spermi olan, sperm hareketliliğinin yeterli olmadığı veya morfolojisi (yapısı) bozuk sperme sahip bireylerde mikroenjeksiyon yönteminin uygulanması ile oldukça başarılı sonuçlar alınmıştır. Yine sperm hücrelerinin kadın yumurtasına ulaşamadığı ya da yumurta zarını aşamadığı durumlarda da özellikle yeni bir tüp bebek yöntemi olan mikroenjeksion uygulaması tercih edilmektedir. Azospermik vakalar olarak nitelendirilen menisinde hiç spermi olmayan erkeklerde de TESAveTESE işlemleri ile elde edilen sperm hücrelerinde de bu yöntem kullanılmaktadır. Mikroenjeksion uygulamalarında sperm sayısının hiç önemi yoktur. Menide birkaç tane sperm hücresinin varlığında dahi döllenme mümkün olabilmektedir. Spermin hareket yetersizliğinden veya normal olmayan morfolojisi dolayısı ile yumurta zarını aşamadığı durumlarda bu teknik ile başarı şansı artmaktadır, intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu adı da verilen bu teknikte mevcut spermler özel mikroskop altında yumurta içine ince bir iğne aracılığı ile enjekte edilir. Döllenmiş olan yumurtalar daha sonra tüp bebek işleminde olduğu gibi rahim içine yerleştirilir.

 
Yüksek riskli gebeler
Yüksek riskli gebeler
Başarılı ve mutlu bir gebelik seyri için gebeliğin önceden planlanması, çiftin psikolojik ve ekonomik açıdan buna hazır olması, yakın aile desteği, anne ve baba adayının gebelik ve doğum ile ilgili gerekli bilgilere yeterli düzeyde sahip olması arzu edilir. Bu durum gebelikte oluşabilen bazı problemlerin ne zaman ve hangi düzeyde yaşanacağının önceden bilinmesini, anne ile bebek arasında daha sağlıklı bir iletişim kurulmasını ve gebeliğin daha rahat geçirilmesini sağlayacaktır. Gebelik kararı verilmeden önce göz önüne alınması ve bilinmesi gereken önemli konular:

Gebelik için en uygun yaş

Bir kadının doğurganlığının en yüksek olduğu dönem yirmili yaşların başıdır. Genel olarak 20 – 30 yaş aralığı gebelik için en uygun dönem olarak bilinir. 35 yaşın üzerindeki gebelerde problemlerin çoğaldığı ve özellikle Down sendromlu (Mongol) bebek doğurma riskinin arttığı bilinmesine karşın titiz bir gebelik takibiyle bu gibi riskler en aza indirgenmeye çalışılır. Aynı şekilde 18 yaş öncesi kadınlarda fazla olan gebelik kayıpları ve düşük ağırlıklı bebek doğurma riski de annenin sağlığına göstereceği özen ve sıkı bir doktor takibi ile azalır.

Akraba evliliği ya da eşlerin herhangi birisinin ailesinde kalıtsal bir hastalığın varlığı

Yakın akraba evliliklerinde eğer ailede genetik bir problem varsa eşlerin her ikisinin de taşıyıcı olması ve bu nedenle de doğacak bebeğe sorunu taşıyarak bebekte hastalığın ortaya çıkma riskinin artması söz konusudur. Bu nedenle doktora başvuru ve genetik danışmanlık önerilir.

Anne adayında kronik bir hastalığın varlığı

Yüksek tansiyon, şeker, sara vb. hastalıkların pek çoğunda ilaç kullanımı söz konusudur. Bu ilaçlar gebe kalmayı etkileyebileceği gibi, anne karnındaki bebeğe zarar verebilir ya da gebelik, bu gibi hastalıkların varlığında anne adayının sağlığını olumsuz yönde etkileyebilir. Kronik hastalığı olan bir anne adayının gebe kalmadan önce doktorla görüşmesi ve gerekli önlemlerin alınması şarttır.

Mikrobik hastalıklara karşı bağışıklık durumunuzun önemi

Annenin gebeliğin ilk üç ayı içerisinde geçirebileceği bazı enfeksiyonlar bebekte önemli bozukluklara neden olabilir. Kızamıkçık ve daha çok çiğ sebze ve etten geçen Toxoplasmosis bunların içinde en önemlileridir. Bu gibi hastalıklara karşı bağışıklık durumunuz gebelik öncesinde belirlendiğinde, kızamıkçık’ta olduğu gibi aşı yapılarak gebeliğe daha emin olarak hazırlanabilirsiniz. Eğer önceden kızamıkçık ya da toxoplazmosis geçirmiş iseniz bunlara karşı bağışık olduğunuzdan endişe etmenize gerek kalmayacaktır.

Gebeliğinizi olumsuz etkileyebilecek çevre koşulları ya da kötü alışkanlıklar

Gebe kalmanızı engelleyebilecek ya da gebelik için zararlı olduğu bilinen radyasyon, ağır metaller, kimyasal maddeler vb. koşulların olduğu bir iş yerinde siz ya da eşiniz çalışıyorsa, gebeliğin tasarlandığı andan itibaren bu gibi etkenlerden uzakta olacağınız bölümlere geçmeyi talep etmelisiniz. Alkol, sigara ve uyuşturucu maddelerin gebeliği olumsuz yönde etkilediği bilindiğinden, bunların da gebe kalınmadan önce bırakılması önerilir.

Beslenme ve kilo ile ilgili bir sorunun varlığı

Gebelik öncesi kilonuzun çok düşük ya da çok fazla olması sorun yaratabilir. Doğru ve dengeli bir beslenme ile hem gebe kalma hem de sorunsuz bir gebelik döneminin ardından sağlıklı bir bebek doğurma olasılığınız artar.

GEBELİKTE İZLEM

Gebelikleri sırasında doktor kontrolünde olan kadınların genellikle daha az gebelik ve doğum komplikasyonlarıyla karşılaştıkları ve daha sağlıklı bebekler doğurdukları kabul edilmektedir. Aynı şekilde, bakıma ne kadar erken ve düzenli başlanırsa, sonucun o kadar iyi olduğu da açıktır. Gebelik kontrollerine, geciken adeti takip eden ayın içinde başlanması en uygunudur. Bunun amacı, dış gebelik, boş kese gebeliği (anembryonik gebelik), üzüm gebeliği (hidatidiform mole) vb. gibi erken gebelik patolojilerinin ve çoğul gebeliklerin saptanmasıdır. 28. haftaya kadar, anormal bir durum olmadığı sürece ayda bir kez kontrole gelmeniz istenir. 28 – 36. haftalar arası ayda iki, gebeliğin son ayı içinde de haftada bir kez kontrole gitmeniz uygundur. Yine gebeliğiniz sırasında sigara, alkol ve çeşitli uyuşturucu maddelerden kaçınılması, doktorunuz gerekli görmedikçe röntgen ışınlarına maruz kalınmaması bebeğinizin sağlığı açısından çok önemlidir.

Fizik muayene:
Anne adayının genel iyilik durumunun tespiti için yapılan ve kan basıncı, boy, ağırlık ölçümleri ile birlikte tüm sistemlerin genel olarak gözden geçirildiği muayenedir. Her kontrole gittiğinizde doktorunuz bunların içinden gerekli gördüklerini tekrarlayacaktır.

Vajinal muayene:
Genelde ilk kontrolde yapılabilecek bir muayenedir. Gebeliğin hangi aşamada olduğunu ya da üreme organlarında kuşku duyulan bir durumu tespit etmek amacıyla yapılır. Gebeliğin ileri evrelerinde de rahim ağzı açıklığını belirlemek, akıntı vb. şikayetler ortaya çıktığında nedenlerini saptamak veya kontrol amaçlı rahim ağzı sürüntüsü (smear) almak için de bu muayeneye ihtiyaç duyulabilir. Vajinal muayenenin anneye ya da bebeğe zararı gibi bir durum kesinlikle söz konusu değildir.

Kan tetkikleri:
İlk kontrole gittiğinizde kan grubu, tam kan sayımı (özellikle olası bir kansızlık durumunu saptamak için) ve bebek için tehlikeli olabilecek kızamıkçık,toksoplasmozis gibi virütik hastalıkları saptamak için bazı incelemeler yapılır. Bunların dışında kan şekeri ile böbrek ve karaciğer fonksiyon testlerinin de içinde bulunduğu bazı biyokimyasal testler ve sarılık testi de istenecek testlerin arasındadır.

İdrar tetkikleri:
İdrar analizi ve idrar kültürü doktorunuzun gerek duyduğu anlarda yaptıracağı tetkikler arasındadır.

Ultrasonografi:
Gebeliğin var olup olmadığının araştırılması dışında yerinin, canlılığının, sayısının ve iyilik durumunun belirlenmesinde de bilgi verir. Özellikle gebeliğin 16-20. haftaları arasında yapılan ultrasonografik inceleme bebekte bir anomalinin varlığını saptamak açısından çok önemlidir. Gebeliğin her döneminde bebeğin gelişiminin normal olup olmadığının belirlenmesi, gebelik haftasının ve beklenen doğum tarihinin tespit edilmesi, bebeğin ve plasentanın rahim içindeki pozisyonunun belirlenmesi ve bebeğin içinde yüzdüğü amnion sıvısının miktarının hesaplanması için de kullanılır. Günümüzde gösterilmiş herhangi bir zararı yoktur.

Üçlü tarama (Mongolizm – Down sendromu) ve omurilik anomalileri tarama testi:
Bu testin ideal yapılma zamanı 16 – 18.gebelik haftaları arasıdır. Tarama amacıyla uygulanan bu testte bebekten annenin kan dolaşımına geçen AFP (alfa fetoprotein) maddesi ile bebek ve plasenta tarafından üretilen E3 (estriol) ve beta hCG hormon düzeylerine anneden bir miktar kan alınarak bakılır. Annenin yaşı, şeker hastalığı olup olmadığı, ultrasonografik ölçüm sonuçlarının da yer aldığı bir bir bilgisayar programı vasıtası ile bir risk durumu saptanır. Eğer bu risk yüksek bulunursa doktorunuz amniyosentez gibi ileri tetkikler isteyebilir. Günümüzde bu sorunların daha erken dönemde saptanmasına yönelik olark 12. hafta civarında yapılan ikili test kullanılmaya başlanmıştır.

Elektronik Fetal Monitorizasyon (EFM):
Hem doğum öncesi kontrollerde hem de doğum esnasında uygulanabilir. Bebeğin kalp atış hızının, rahim kasılmaları, fetus hareketleri ya da dışarıdan ses vb. uyaranlara karşı değişiminin rahim içi basıncı ile eş zamanlı olarak kaydedilmesi esasına dayanır. Buradan elde edilen veriler, bebeğin anne rahmindeki iyilik halinin belirlenmesinde kullanılır.

Bazı özel durumlarda ve gerekli olduğunda yapılan işlemler;

Amniyosentez:
16 – 19. haftalar arası yapılan bu işlem ultrason eşliğinde annenin karnından ince bir iğne ile girilerek bebeğin içinde yüzdüğü sıvıdan örnek alma işlemidir. Alınan sıvıdan genetik testler dışında biyokimyasal analizler de yapılabilir.

Kordosentez:
Gebeliğin nispeten daha geç döneminde bebeğin göbek kordonundaki damara girilerek kan örneği alınması esasına dayanır. Alınan örnekten genetik inceleme ya da gerekli durumlarda biyokimyasal testler yapılabilir.

Koryon Villus Örneklemesi (CVS):
Gebeliğin 9-11. haftaları arasında ultrason eşliğinde rahim ağzından ya da karından bir kateter ile girilerek bebeğin ilerde plasentasını oluşturacak dokudan (koryon) örnek alınarak incelenmesidir.

YÜKSEK RİSKLİ GEBELİKLER

Düşük: Gebeliğin 20. haftadan ya da bebek 500 grama erişmeden önce sonlanması düşük olarak adlandırılır. Gebeliklerin ortalama % 15′i düşükle sonlanır. Oysa gerçek sayı bunun üzerindedir. Pek çok gebelik, kadın gebe kaldığını anlamadan kaybedilir ve bu durum genellikle adet gecikmesi olarak değerlendirilir. Düşüklerin büyük çoğunluğu gebeliğin ilk üç ayında gerçekleşir ve nedeni de genellikle bebeğin gelişimini etkileyen bir kromozom anomalisine bağlıdır. Vajenden gelen kan, pıhtı, su ve beyaz parçacıklar ile karnın alt bölgesinde kramp şeklinde kendini gösteren ağrılar düşüğün habercisi olabilir. Bu gibi durumlarda doktorunuzla en kısa zamanda temasa geçip, önerilerine göre hareket etmek gerekir. Düşükler ard arda tekrarlayıcı olmadığı sürece endişelenecek bir durum yoktur. Tekrarlayan düşükler yüksek riskli gebelikler kategorisinde ele alınmalıdır.

Dış gebelik:
Normalde rahim içinde gelişmesi gereken gebeliğin, Fallop tüpleri (en sık), yumurtalıklar ya da karnın herhangi bir bölgesinde gelişmesi olayıdır. Bu tür gebelikler özellikle kanama yoluyla anne yaşamını tehdit edebilir ve acil müdahaleyi gerektirir. Ancak günümüzde erken gebelik kontrolüne gidilmesi ile erken dönemde tanı ve tedavisi olası hale gelmiştir.

Kansızlık (Anemi):
Gebelikte hem kan hacmi ve hem de kan hücreleri sayısında artış olur. Ancak hacimdeki artış, hücre sayısındaki artışa oranla daha fazla olduğundan fizyolojik anemi olarak da bilinen göreceli bir kansızlığın gebelikte ortaya çıkması kaçınılmazdır. Buna kadınlarda oldukça sık rastlanan demir eksikliği ve gelişmekte olan fetusun ihtiyaçları da eklendiğinde gebelikte demir elementi ve beraberinde kan yapımında kullanılan vitamin desteğinin sağlanması çok önemlidir. Ayrıca terchen gebelikten önce başlanarak 12. gebelik haftasına kadar 400 mikrogram/gün Folik asit desteğinin bebekte görülebilecek merkezi sinir sistemi anormalliklerinin önlenmesi bakımından çok yararlı olduğu bilinmektedir.

Trofoblastik hastalıklar:
Halk arasında “üzüm gebeliği” olarak da bilinen formla başlayıp, bir tür kanser olan “koriokarsinom”a kadar ulaşan cinsleri olan hastalıklar bütünüdür. Bebeğin eşi olarak da bilinen plasentadaki trofoblast adı verilen hücrelerin kontrolsüz olarak çoğalması nedeniyle meydana gelir. Gebeliğe ait tüm bulgular kimi zaman abartılı da olarak mevcuttur. Nadiren düzenli gelişim gösteren bir fetus da olabilir. İlk üç ay içinde yapılacak olan bir ultrasonografi ile tanısı konur ve gerekli önlemler alınır. Genelde hastalığın iyi huylu olan türlerine rastlanır ve bu durum yaklaşık 1200 gebelikte bir görülür. Kötü huylu şekli olan koriokarsinom ise yaklaşık 40.000 gebelikte bir görülür.

Preeklampsi:
Halk arasında gebelik zehirlenmesi olarak da bilinir. Daha çok ilk gebeliklerde ve gebeliğin 20.haftasından sonra görülür. Çoğul gebeliklerde daha sıktır. Tansiyon yükselmesi, vücutta su toplanması ve idrarda protein kaybı ile karakterizedir. Şiddetli formlarında nefes almada güçlük, akciğerlerde su toplanması ve sara nöbetlerine benzer kasılmalara rastlanır. Tek ve kesin tedavisi doğumdur. Annenin hayatının tehlikeye gireceği düşünülen durumlarda gebeliğin sonlandırılması gerekebilir.

Şeker hastalığı:
Şeker hastalığı (diyabet) daha önce hiçbir şikayeti olmayan bir kadında gebelik sırasında belirebileceği gibi, şeker hastası olduğu bilinen bir kişide de gebelik nedeniyle şiddetini arttırabilir. Gebelikte ilk kez ortaya çıkan tipi hemen daima gebeliğin sonlanması ile birlikte kaybolur. Kan şekerinin kontrol altına alınamadığı durumlarda annede şeker hastalığının bilinen etkilerine, fetusta ise bazı metabolik bozukluklara ve makrozomi de denilen iri bebeklerin doğumuna neden olur.

Kan uyuşmazlığı:
Annenin Rh (-) negatif, babanın da Rh (+) pozitif kan grubuna sahip olmaları durumunda eğer bebek kan grubu Rh (+) ise ortaya çıkar. Bu durum genellikle ilk gebelikten sonraki gebeliklerde bebeğin etkilenmesine neden olur. Bebekten anneye geçen Rh (+) hücrelere karşı annede oluşan antikorlar sonraki gebeliklerde bebeğe geçerek kan dolaşımındaki kırmızı kan hücrelerinin yıkılmasına ve bebekte ciddi kansızlık tablosuna yol açarak ölümüne neden olabilir. Bu nedenle kan uyuşmazlığı olan çiftlerde doğum ya da kürtaj vb. olaylardan sonra bir tür aşının yapılması zorunludur..

Çoğul gebelikler:
Yaklaşık her 90 gebelikten biri ikiz, her 10.000 gebelikten biri üçüz ve her 750.000 gebelikten biri de dördüzdür. Üremeye yardımcı tedavi yöntemlerinin kullanıldığı durumlarda çoğul gebelikler oldukça sık karşımıza çıkar. Çoğul gebelikler her zaman riskli gebelik kategorisinde değerlendirilirler. Bu gebeliklerde erken doğum ihtimali artmış olup, gebeliğin diğer komplikasyonları (preeklampsi gibi) daha sık görülür.

Rahim ağzı yetmezliği:
Normal bir gebelik esnasında rahim ağzı, doğum eylemi başlayana kadar kapalıdır. Rahim ağzı yetmezliği olan kadınklarda ise özellikle gebeliğin ikinci üç aylık döneminde değişik derecelerde açıklık farkedilir. Bu durum özellikle belirtilen dönemde tekrarlayıcı gebelik kayıplarına yol açıyorsa, gebeliğin ikinci üç aylık dönemine girilirken rahim ağzına dikiş atılmasına gerek vardır.

DOĞUM

Normal seyrinde giden bir gebelikte doğum eylemi, 37 – 42. haftalar arasında herhangi bir zamanda başlayabilir. Gebeliğin son döneminde yalancı sancıların olabileceği bilindiğinden, doğum belirtilerinin neler olduğunu gözden geçirmekte yarar vardır:

Doğum belirtileri:

Nişan gelmesi:
Rahim ağzını bir tıkaç gibi tıkayan sümüksü maddenin kanla karışık olarak vajenden atılması genellikle doğumun ilk işaretidir.

Doğum ağrılarının başlaması:
Doğum ağrıları ya da sancılar, ilk başta belde ve sırtta müphem, künt ağrılar şeklinde başlayabilir. İki sancı arası geçen süre başlangıçta uzun olup bu süre giderek kısalır ve ağrıların şiddeti giderek artar.

Su gelmesi:
Bebeğin çevresini saran su kesesi, sancılarla birlikte artan rahim içi basıncı sonucu yırtılır ve içindeki su genişlemiş olan rahim ağzından geçerek boşalır. Ancak kimi zamanlar, doğum sancıları başlamadan da su kesesi yırtılabilir ve su boşalabilir. Su gelmesi durumunda vakit geçirmeden hastaneye gitmek gerekir.

Doğumun evreleri:

Birinci evre:
Ağrıların başlamasından rahim ağzının tam olarak açılmasına kadar geçen süredir. Bu evre ilk doğumlarda 10-12 saat kadar sürebilir. Başlangıçta ağrıya yol açan kasılmalar daha seyrek iken daha sonra ağrılar daha şiddetli ve etkin bir hal alır. Birinci evrenin sonunda rahim ağzı tam olarak açılmış ve bebeğin önde gelen kısmının geçebileceği çapa (10 cm) ulaşmıştır.

İkinci evre:
Rahim ağzının tam olarak açılmasından bebeğin doğumuna kadar geçen süreyi kapsar. İlk doğumda yaklaşık olarak 1-2 saat sürer. Bu evrede sancılarla birlikte ıkınma hissi de gelir. Doğum eylemini takip eden doktor ıkınmaların zamanlaması konusunda hastayı yönlendirir ve böylece hastanın enerjisini gereksiz yere harcamasını engeller. Sancılar ve ıkınmaların yarattığı itici güçle bebek doğum kanalında ilerler ve bebeğin doğumu ile birlikte ikinci evre sona erer.

Üçüncü evre:
Bebeğin doğumunu takiben plasentanın çıkmasını içeren evredir. Bebek doğduktan sonraki ilk yarım saat içinde plasenta rahim duvarından ayrılarak, aynen bir bebeğin doğumu gibi doğum kanalından geçer ve doktor tarafından alınır. Bu evrede anne çok hafif bir sancı ve ıkınma hissi duyar.

Sezaryen

Sezaryen doğum kanalı yerine, karından yapılan bir kesiyle rahme ulaşılarak bebeğin çıkarılması işlemidir. Sezaryen için genel ya da epidural anestezi uygulanır. Anne ya da bebek açısından normal doğumun risk taşıyacağı düşünülen durumlarda ya da tercihen uygulanabilir.

Ağrısız Doğum Yöntemleri

Analjezi, ağrının kesilmesi ya da giderilmesi, anestezi ise uygulanış biçimine göre yerel ya da genel olarak vücudun ağrı ve diğer uyaranlara karşı duyarsızlaştırılması anlamına gelir. Ağrılı bir olay olan doğumda, ağrının giderilmesi büyük önem taşır. Gelişmiş pek çok merkezde, epidural anestezi denen yöntemle belden uyuşturucu bir ilaç verilmesi suretiyle doğum ağrısız olarak gerçekleştirilebilir. Epidural anestezi için bele konan kateterden ara ara ilaç verilmek suretiyle doğuma kadar ağrısız bir dönem geçirilmesi sağlanır. Bu tür anestezi ile rahim kasılmaları ve hastanın istemli ıkınması engellenmediğinden doğum doğal seyrinde gelişir. Bebeğe hiçbir zararı olmayan ve deneyimli ellerde uygulandığında anne için de oldukça rahat olan epidural anestezi doğumda ağrı giderilmesi için tercih edilecek yöntemlerin başında gelir. Sezaryen işlemi sırasında da genel anestezi uygulanabileceği gibi epidural anestezi tercihen kullanılabilir.

LOHUSALIK DÖNEMİ

Sağlıklı bir gebelik seyri ve başarılı bir doğum için gebelik sırasında kadın vücudunda oluşan değişikliklerin doğumdan sonra kaybolduğu ve vücudun gebelik öncesi haline döndüğü 6 haftalık dönemdir. Bu dönemde ilk birkaç gün devam eden kanama daha sonra renk ve kıvam değişikliği ile loğusalık akıntısına dönüşecektir. İlk bir kaç günde yine hafif ağrılarınız olabilir. Loğusalık döneminde rahminizde küçülme olarak 6. hafta sonunda normale yakın büyüklüğüne dönecektir. Gebelikte prolaktin hormonunun etkisi ile göğüslerinizde yapılan süt doğum sonrası bebeğin eşinin çıkarılması ile gebelik hormonlarının kandaki düzeyinin hızla azalması ve emme refleksi ile göğüslerinizden salgılanacaktır. Bu dönemde beslenmenize dikkat etmeniz, yapacağınız egzersizler normale dönüş sürenizi kısaltacak ve daha sağlıklı bir loğusalık dönemi yaşamanızı sağlayacaktır.

GEBELİKTE VE LOĞUSALIKTA BESLENME

Gebelik ve sonrasındaki loğusalık ve süt verme dönemi bir kadının beslenmesine en çok dikkat etmesi gereken evredir. Bebeğin tek besin kaynağı annesidir. Bu nedenle annenin dengeli ve çeşitli beslenmesi gerekir. Gebelik tanısının konduğu andan itibaren özellikle aşağıda sıralanan besinlerin tüketilmesi uygun olur.

Protein
Vücudun yapı taşları olarak bilinen proteinler, et, süt, süt ürünleri, yumurta ve kuru baklagillerde bol miktarda bulunur. Balık, tavuk gibi beyaz et ürünleri yağsız olmaları açısından tercih edilirken, kırmızı etin de demir açısından zengin olduğu unutulmamalıdır.

Vitaminler
Yağda ve suda eriyen olarak iki sınıfa ayrılan vitaminlere gereksinim gebelik süresince artar. Pek çok metabolik olayda hızlandırıcı ve yardımcı faktör görevi olan vitaminlerin özellikle taze meyve sebzelerde bulunduğu bilinen bir gerçektir. Bu amaçla doktorunuz size uygun bir vitamin ilacı desteği verecektir.

Kalsiyum
Kemik ve iskelet sisteminin en temel gereksinimi olan kalsiyum, en çok süt ve süt ürünlerinde mevcuttur. Yeşil sebzelerin de bu açıdan zengin olduğu unutulmamalıdır. Kalsiyum eksikliği kendisini ilk başta elde ve ayakta kramplar, kasılmalar ve uyuşmalarla gösterir. Bu gibi şikayetlerin çoğalması durumunda kalsiyum desteği sağlayan suda eriyen tabletler verilebilir.

Demir
Gebelikle birlikte artan demir ihtiyacının tam olarak karşılanamadığı durumlarda kansızlık (anemi) meydana gelir. Kırmızı et, ton balığı, karaciğer ve ıspanak gibi yiyecekler demir açısından zengindir. İlaç şeklinde demir desteği gebelik sırasında sık olarak önerilir.

 

Etiketler

Ziyaretçi

Bugün: 6